Son günlerde sinemalarda konuşulan bir film var: Christopher Nolan'ın beyazperdeye taşıdığı Odysseia. Truva'dan İthaka'ya on yıl süren o meşakkatli yolculuğu izlerken çoğumuzun aklına gelmeyen bir ayrıntı var; kahramanımız Odysseus'un babası Laertes'in, hikâyenin en sakin sahnelerinden birinde, ihtimamla yetiştirdiği bir incir bahçesi. Biz de bu ayrıntıyı okuyunca kendi bahçemize, Nazilli'nin incir ağaçlarına gitti aklımız. Zira elinizdeki o küçük, ballı meyve, üç semavi dine adını yazdırmış, imparatorlukları rekabete sürüklemiş ve bugün hâlâ Aydın topraklarının en kıymetli mirası olmayı sürdürüyor. Gelin, incirin Odysseus'un bahçesinden bugün sofranıza uzanan bu uzun yolculuğuna birlikte bakalım.
- Nolan'ın Odysseia'sında Gözden Kaçan Bir Ayrıntı: İncir Bahçesi
- İncirin 11.400 Yıllık Yolculuğu: Ficus Carica Nereden Geldi?
- Antik Dünyadan Üç Semavi Dine: İncirin Kutsallığı
- Osmanlı Sofrasında İncir: Narhtan Demiryoluna
- Kaliforniya'nın Rekabeti ve Tariş'in Doğuşu
- Bugün Aydın İnciri: Sarılop'tan Bardacık'a
- Bu Kadim Mirası Sofranıza Nasıl Taşırsınız?
- Sıkça Sorulan Sorular
Nolan'ın Odysseia'sında Gözden Kaçan Bir Ayrıntı: İncir Bahçesi
Homeros'un destanında Dionysos'un adı satır aralarında nadiren geçse de, izleri her yerdedir. Odysseus'u Kyklop Polyphemos'un elinden kurtaran o güçlü şarap, Dionysos soyundan gelen rahip Maron'un hediyesidir; ölüler diyarında karşılaştığı Ariadne'nin hikâyesi de yine bereket tanrısının şahitliğiyle şekillenir. Bu sessiz ama kudretli hakimiyetin bir başka izi ise, Odysseus'un babası Laertes'in bahçesinde özenle yetiştirildiği anlatılan incir ağaçlarıdır. Antik Yunan'da incir, asmayla birlikte Dionysos'un insanlığa armağanı sayılırdı; bu yüzden bir kahramanın babasının bahçesinde baş köşeyi incirin alması hiç tesadüf değildir. Nolan'ın filmi belki bu ayrıntıyı büyük bir sahneye taşımıyor ama bize, sofralarımızdaki bu mütevazı meyvenin aslında ne kadar köklü bir hikâyesi olduğunu hatırlatıyor.
İncirin 11.400 Yıllık Yolculuğu: Ficus Carica Nereden Geldi?
İncir (Ficus carica), insanlığın tarım tarihinde ehlileştirdiği en eski meyve ağaçlarından biri kabul edilir. Şeria Vadisi'ndeki kadim Gilgal yerleşiminde bulunan kömürleşmiş incir kalıntılarının yaklaşık 11.400 yıl öncesine tarihlendiği ve bu meyvelerin kendiliğinden değil, bilinçli olarak dikilmiş fidanlardan geldiği düşünülüyor. Yani incir, tahılın ehlileştirilmesinden bile önce insan elinin dokunduğu ilk bitkilerden biri olabilir. Kökeni Doğu Akdeniz olan bu meyve, batıya doğru yayılırken en olgun hâlini Anadolu'nun güneybatısında, özellikle de Büyük Menderes Vadisi'nde bulmuş. Antik coğrafyacı Strabon'un incir, zeytin, üzüm ve şarabıyla methettiği bu topraklar, bugün de Aydın inciri dediğimizde aklımıza gelen bereketli havzanın ta kendisi.
İncirin bu topraklarda bu kadar kıymetli olmasının bir sebebi de kolayca kurutulup uzun süre saklanabilmesiydi. Taze hâliyle bir-iki günde bozulan bu narin meyve, güneşte kurutulduğunda aylarca dayanan, kolayca taşınabilen bir azığa dönüşüyordu. İşte bu özelliği, inciri kadim dünyada sıradan bir meyveden çok daha fazlasına, yerleşik medeniyetin bir simgesine dönüştürdü.
Antik Dünyadan Üç Semavi Dine: İncirin Kutsallığı
Antik Yunan'da incire öyle bir kıymet verilirdi ki Atinalılar kendilerini "philosykos", yani "incir dostu" diye anmaktan çekinmezdi. Herodotos, şaraptan ve incirden habersiz toplulukları ilkel ve yerleşik nizamdan mahrum olarak tarif ederken, incirin medeniyetin bir ölçütü sayıldığını da bize gösterir. Bu kıymet, üç semavi dinde de karşılığını bulmuş: Tevrat'ta Âdem ile Havva'nın incir yaprağıyla örtündüğü, Vaad Edilmiş Topraklar'ın "buğday, arpa, asma, incir ve nar diyarı" olarak tarif edildiği anlatılır. İncil'de meyve vermeyen bir incir ağacına sabırla bakan bağcının kıssası, sabrın ve ikinci şansın simgesi olarak yer alır. Kur'an-ı Kerim'de ise Tîn Sûresi doğrudan "İncire ve zeytine andolsun" diyerek başlar; bu ilahi vurgu, incirin yalnız bir gıda değil, asırlarca hikmetin ve bereketin bir simgesi olarak anılmasına vesile olmuştur.
Osmanlı Sofrasında İncir: Narhtan Demiryoluna
Osmanlı'da incir, Topkapı Sarayı'nın mutfağından sıradan bir eve kadar her sofrada yer bulan, hatta resmî narh fiyatına dahil edilen ciddi bir ticaret metaıydı. Taze incir ile kuru incir ayrı ayrı fiyatlandırılır, mevsimine ve kalitesine göre narh güncellenirdi. Bilhassa kuru incir, dayanıklılığı sayesinde yalnız şehir sofralarında değil, ordunun sefer azığında da yerini alıyordu. Aydın ve İzmir havalisi bu üretimin kalbiydi; bir dönem Aydın'da incir dikili arazilerin 35 bin dönümü bulduğu, tarladan sonra en geniş sahayı işgal ettiği kayıtlara geçmiş.
Bu üretimin dünya çapında bir ticaret koluna dönüşmesinde asıl kırılma noktası ise demiryolu oldu. 1856'da imtiyazı verilen, 1866'da tamamlanan İzmir-Aydın demiryolu, develerle günler süren incir nakliyesini birkaç saate indirdi. Taze ve sağlam ulaşan mal, hem masrafı düşürdü hem ihraç edilebilir miktarı katladı. İzmir Limanı'ndan dünyaya açılan bu kuru incir, kısa sürede "Smyrna Figs", yani "İzmir inciri" adıyla dünya pazarlarında aranan bir marka hâline geldi.
Kaliforniya'nın Rekabeti ve Tariş'in Doğuşu
İzmir incirinin bu şöhreti, Amerika'daki üreticilerin de iştahını kabarttı. Kaliforniyalılar İzmir inciri çeliklerini kendi topraklarına taşıdıklarında büyük bir sorunla karşılaştılar: bu incir çeşidi döllenmek için hem erkek incire hem de o incirde yaşayan minik bir arıya ihtiyaç duyuyordu. Bu "ilekleme" sırrını çözüp kendi mahsullerini alabilmeleri, ancak 19. yüzyılın sonlarında mümkün oldu; elde ettikleri çeşide de "California" ile "Smyrna"nın birleşiminden "Calimyrna" adını verdiler.
Bu rekabet karşısında Osmanlı, 1908'de incir fidanı ve çeliği ihracını yasakladı; ne var ki 1911'de İzmir'de kırk beş kadar tüccarın birleşmesiyle kurulan bir tröst, üreticiyi mahsulünü ucuza kaptırmak zorunda bırakacak bir tekele dönüştü. Buna karşı Ege'nin incir üreticileri Germencik ve Aydın'da kongreler toplayıp örgütlenmeye başladı. Bu direnişin meyvesi, 1914'te kurulan Millî Aydın Bankası ve ona bağlı çiftçi şirketi oldu; bu yapı, kısa süre sonra Tariş adıyla anılacak büyük kooperatifin de nüvesini oluşturdu. Bugün 21 Ağustos, Tariş'in kuruluş günü olarak kutlanıyor; yani üreticinin kendi mahsulüne, kendi emeğine sahip çıkma hikâyesinin başladığı gün.
Bugün Aydın İnciri: Sarılop'tan Bardacık'a
Bu uzun mücadelenin mirası bugün de sürüyor. Aydın Erbeyli'deki İncir Araştırma Enstitüsü'nde 270'ten fazla dişi ve 50'den fazla erkek incir çeşidi korunuyor. Bunların en önemlisi, Amerika'da hâlâ "Calimyrna" adıyla anılan, birinci sınıf kurutmalık Sarılop; ince kabuklu, küçük çekirdekli ve yüzde 50-55 şeker oranıyla ihracatın baş mahsulü. Sofralık çeşitler arasında ise Bursa Siyahı ve özellikle İzmir civarında taze tüketilen, armut biçimli, ince kabuklu Bardacık öne çıkıyor. Bugün Türkiye, dünya kuru incir üretiminin ve ihracatının yaklaşık yüzde 60'ını tek başına karşılıyor; bunun da yüzde 85'i Aydın topraklarından geliyor. Bin yıllar önce Laertes'in bahçesinde başlayan hikâye, bugün hâlâ aynı coğrafyada, aynı ihtimamla yazılmaya devam ediyor.
Bu Kadim Mirası Sofranıza Nasıl Taşırsınız?
Biz de Nazilli'de, bu hikâyenin tam ortasında büyüyen bir markayız ve incirin iki farklı hâlini de sofranıza taşımayı önemsiyoruz. Eğer yazımızda bahsettiğimiz o tarihi "dağ incisi" lezzetini merak ediyorsanız, Nazilli dağlarında fazla sulanmadan yetişen, elle toplanıp güneşte doğal yöntemlerle kurutulan Kuru İncir - Dağ İncisi'ni deneyebilirsiniz; hiçbir katkı ve kimyasal kullanmadan, tamamen doğal şartlarda kurutulmuştur. Taze incirin o kıvamını yıl boyu kaybetmeden yaşamak isteyenler içinse, dalından taze koparılan incirlerin elle dilimlenip yarı gölgede kurutulmasıyla elde edilen Dilim Taze İncir - İncir Cipsi tam size göre; içindeki nemi büyük ölçüde koruduğu için tam kurutulmuş inciri değil, tazenin kıvamına en yakın hâli sunar.
Sıkça Sorulan Sorular
Odysseia ile incirin ne ilgisi var?
Homeros'un destanında Odysseus'un babası Laertes'in bahçesinde özenle yetiştirilen incir ağaçlarından bahsedilir. İncir, Antik Yunan'da bereket tanrısı Dionysos'un armağanı sayılırdı; bu yüzden destanda bahçenin bir köşesinde yer bulması tesadüf değildir.
Tariş ne zaman ve neden kuruldu?
Tariş'in kökleri, İzmir'deki incir tüccarlarının kurduğu tröstün üreticiyi mağdur etmesine karşı 1914'te kurulan Millî Aydın Bankası ve ona bağlı çiftçi şirketine dayanır. 21 Ağustos, bugün Tariş'in kuruluş günü olarak anılır.
Sarılop ve Calimyrna aynı incir mi?
Evet. Amerika'da "Calimyrna" adıyla anılan çeşit, aslen Aydın ve İzmir havalisinde yetişen Sarılop incirinin Kaliforniya'ya taşınmış hâlidir.
Dağ incisi kuru incir ile normal kuru incir arasında fark var mı?
Dağ incisi, Nazilli dağlarında fazla sulanmadan, doğal şartlarda yetişip toplanan incirlerden elde edilir; ovada yetişenlere kıyasla daha ince kabuklu ve lezzetlidir.
Neden Egeye Dönüş?
Biz bu hikâyeyi bir kitaptan değil, Nazilli'nin incir bahçelerinde büyüyerek öğrendik. Odysseus'un bahçesinden Tariş'in kuruluşuna uzanan bu kadim mirası, hiçbir katkı ve kimyasal kullanmadan, geleneksel yöntemlerle sofranıza taşımak istiyorsak, meyve kuruları koleksiyonumuza göz atabilirsiniz.
Egeye Dönüş Kalem Ekibi




