🌀EGE KÜLTÜRÜ
HAVUT ( DEVE SEMERİ )
“Deveyi Havutuyla Götürmek” deyimini duymayan yoktur herhalde. Nedir bu havut diye merak edenleriniz olmuştur mutlaka. Havut develere has özel bir semer. Ancak semer demek biraz havutun mahiyetini bilmemek demek olur. Çünkü havut tam bir sanat eseri. Develerin vücut yapıları ve sağlıkları düşünülerek pek çok küçük ayrıntı ile nakış gibi işlenen estetik ve işlevselliği birlikte sağlayan materyaller havutlar.
DEVE GÜREŞİNE SANATSAL BİR DOKUNUŞ: CAZGIRLIK
Deve, Türklerin hayatında o kadar önemli bir yere sahip olmuştur ki, halk inanışlarından edebi eserlere kadar pek çok alanda bu etkinin izlerini görmek mümkündür. Günümüzde geleneği koruma ve yaşatma adına, Ege Bölgesi’nde yazılı olmayan kültürel birikimin öncüllerinden devecilik ve deve güreşleri önemli bir yer tutmaktadır. Deve güreşi deyince akla gelen ilk figürlerden birisi de tartışmasız cazgırlardır. Cazgırlık bir meslek mi yoksa bir sanat dalı mı bir cazgırı iş başında görmeden karar vermek zordur.
KÖKLÜ BİR TÜRK GELENEĞİ : DEVE GÜREŞLERİ
TÜİK’e (2015) göre günümüzde Türkiye’de toplam 1374 baş deve vardır. Vedat Çalışkan’ın ifadesiyle 81 ilin sadece 17’sinde deve varlığı söz konusudur. Deve varlığının Türkiye’nin hemen her coğrafî bölgesindeki illerde dağılış göstermesine karşın, en fazla deve varlığı bulunan iller, aynı zamanda deve güreşleri düzenlenen illerdir. Bugün Türkiye’de develerin varlığı, büyük ölçüde güreşlere bağlıdır. Çünkü develerin toplum hayatındaki işlevi ortadan kalktıkça, devecilik, deve güreşleri üzerinden kendisini yeniden üretmiş ve varlığını sürdürmüştür.
BU MAKETLER DÜNYADA TEK!!
İsmail ERZURUMLUOĞLU... 1954 Çorum-Sungurlu doğumlu, yaklaşık 30 yıldır Aydın'da ikamet eden "Yaşayan İnsan Hazineleri" mizden sadece birisi. İlk, orta ve lise tahsilini Sungurlu'da tamamlamış. Baba sanatkâr ruhlu, e haliyle tesir etmiş çocuğuna da. Henüz 7 yaşında iken römork imalatı yapan babasının yanında kaynak yapmaya, 10 yaşına geldiğinde de torna tezgahı kullanmaya başlamış.
İSTANBUL ŞURACIKTA DURSUN -2-
İstanbul'dan en çok istifade eden onu en iyi kullanandır. Yani akışa yön veren. (Bu çok ciddi bir emek, efor ve odaklanma ister.) İstanbul'dan şikayet eden de maalesef işin kolayına kaçan, kendini akıntıya bırakan ve sonra da bu haline dövünüp durandır. Yani İstanbul yaşamı, bir hazinenin anahtarı gibi… Kullanmasını bilirsen ve kilidi açarsan muhteşem bir hayat seni bekliyor, ama öylece bekleyip elinde tutarsan "elimde hazine anahtarı var" deyip kendine bir küçük dünya inşa eden ama hazineye hiçbir zaman giremeyen bir garip gibi olursun.

